İtalyan gençliğinin olmazsa olmazı – invicta sırt çantası ve dev güneş gözlükleri

invicta sırt çantası

Sakın reklam yapıyorum sanmayın. Bu yazdığım gayet gereksiz bir detay olabilir ama madem İtalya’ya alışıyoruz, bunu da bilmek lazım. Otobüs, tren vs. toplu taşımalarda her İtalyan gencinin sırtında aynı tip çanta görürsünüz. 35 tane caart renkten oluşan, tipsiz bir sırt çantası. Sordum soruşturdum, markası invicta imiş. Sanırım burada bir İtalyan çocuğu okula başlayınca koşa koşa bu çantadan alınıyor. Okula başlamasına gerek de yok, havuzda gördüğüm minicik tiplerin sırtında da bu çantanın minicik versiyonu var. İddia ediyorum, dünyada nereye giderseniz gidin bu sırt çantası olan çocuk ya İtalyandır yada İtalyan asıllıdır 🙂 Ben bir defasında Kadıköy-Beşiktaş vapurunda bir çocukta gördüm ve bilin bakalım hangi dilde konuşuyordu??? 

Bir de insana 145 ekran televizyon ekranını anımsatacak büyüklükte güneş gözlüklerini seviyorlar. Genellikle Gucci markası tercih sebebi, ancak gözlük sapında eşşek kadar G amblemi olması lazım. Marka olarak Dolce Gabbana da olur ama kural aynı, DG amblemi şart! Yani İtalyan genci gibi görünmek istiyorsanız bu iki aksesuar mutlaka olmalı. Başka bir yazıda İtalyan 60 yaş üstü erkeklerinin turuncu kadife pantolonlarını yazacağım, asıl komik olan o 🙂

Advertisements

Università per stranieri di Perugia – Perugia Yabancılar Üniversitesi

Mayıs 2006 – Perugia Yabancılar Üniversitesi

İtalyancada “yabancı” kelimesinin karşılığı “straniero/a”, bu nedenle italyanlar ingilizce konuşurlarken yabancı diyecekleri zaman “foreigner” diyeceklerine  “stranger” diyorlar. 
Sanırım 2005 yılının yaz sonu falandı, bana yine gelmişlerdi. Başıma ne geliyorsa zaten şu uzaklara gideyim hayallerimden geliyor. Popomun üstünde oturursam bir şeyler eksikmiş hissi var ya, ahh ah! Her şey bu hisle başladı. Ne iş hayatında ne de özel hayatımda mutlu değildim. Düşündüm, istifa edip bir dil okuluna yazılayım, biraz uzaklaşmış olurum. Galiba Mehmet (Denli) ile messengerda yazışırken bu düşüncemden bahsettim ve o da hemen Perugia’da dil eğitimi almış bir arkadaşını konuşmaya dahil etti. Uzatmayayım Ocak 2006’da, yılbaşından hemen sonra Perugia’ya gittim. Her milletten öğrenci vardı ama ağırlık çinli, koreli,japon ve afrikalı öğrencilerdi. Türk öğrenci olarak sadece bir kişiyle tanıştım. 
Eğer amacınız benim gibi hem gezeyim hem öğreneyim ise kesinlikle buraya gidin. Birincisi çok çok ucuz! Milano’daki, Floransa’daki veya Roma’daki kursların çoğu para tuzağı, gerçekten başarı olanlar da çok pahalı. Burada gerçekten de eğitim alıyorsunuz. Her gün en az 5 saat ders var. Enteresan bir sistemle 3 ay içinde çat pat olsa da konuşmaya başlıyorsunuz. 2006 Temmuz ayında İstanbul’a döndükten sonra 4 yıl neredeyse hiç italyanca konuşmama rağmen Biella’ya gelince çoğu öğrendiğim bilgiyi hatırladım kiii benim yabancı dil becerim çok kötüdür. 
Yer olarak Perugia tam İtalya’nın kalbinde, ulaşım her yere hem trenle hem de otobüsle çok rahat. Ben her hafta sonu ya Roma’ya ya Floransa’ya giderdim. Yemekler hem çok ucuz hem de çok lezzetli. Sosyal aktivite zaten dolu çünkü Yabancılar Üniversitesi’nin yanında İtalya’nın en büyük üniversitelerinden Perugia Üniversitesi var. Kısaca nüfus çok çok genç! Okulun beraber çalıştığı bir turizm acentası var, 100€ ödeyip hafta sonu gezilerine katılabilirsiniz. Kuzey İtalya’yı bu şekilde gezdim. Ben evimi ilk 3 ay iki rusla, son 3 ayı iki koreliyle paylaştım. Açıkçası hiç biriyle pek anlaşamadım ama uysal bir tip olduğumdan sorun da çıkarmadım. Bütün şehir öğrencilerin emrinde olduğundan yaşam çok kolay ve eğlenceli. Ancak çok da dikkatli olmak lazım. Maalesef uyuşturucu çok yaygın. 2008 yılında çok tatsız bir olay yaşandı ve Amerikalı bir öğrenci italyan erkek arkadaşı ile birlikte ingiliz bir öğrenciyi öldürdü. 25 yıl hapis yatacak. Arkadaş seçerken çok dikkatli olun! Irkçı olmak istemem ama zencilerden olabildiği kadar uzak durun. Onlar öğrenci vizesi ile İtalya’ya girip kaçak işler yapma peşindeler. Genelleme yapmak istemem ama 99% durum böyle. Sizden borç isterlerse sakın vermeyin, geri gelmez. Zaten oradaki zenci nüfusunun çoğalmasından dolayı Perugia halkı yabancıları pek sevmiyorlar ancak parayı da Yabancılar Üniversitesinde okumaya gelen yabancılardan kazanıyorlar. Bir de Katolik Kilisesi’nin yardımıyla Perugia’ya gelen zenciler var. Ay onlardan 3 defa uzak durun. Sürekli dinden bahsediyorlar, inançlı adamı ateist yaparlar, oof yani!

Sara ve ben 

Perugia’nın bana kazandırdığı en güzel şey Sara! 
Artık italyan bir kız kardeşim de var. Sara şu anda Milano’da yaşıyor ve fırsat buldukça görüşüyoruz. Fotoğrafta 2006 Dünya kupasında İtalya’nın şampiyonluğunu kutlarken 🙂


Üniversitenin web adresi http://www.unistrapg.it 

Mamma li Turchi – Kaçın anam Türkler geldi

Bu deyimi 2006’da öğrenmiştim ve hala çok gülerim. İtalyanların Türk korkusunun dillerine geçmiş hali de diyebiliriz. Şimdi böyle ortamda bir anda kaos, karışıklık falan oluşursa hemen Mamma li Turchi diyorlar. Bu deyimin nereden geldiğini Romalı bir arkadaşım açıklamıştı, artık ne kadar doğru bilmiyorum ama hikaye güzel. 


Roma İmparatorluğu zamanında Romalılar öyle rahat rahat takılırken şehri koruyan Roma nöbetçiler hep Tiber Nehri’nin akıntı  yönüne doğru nöbet tutarlarmış. Düşüncelerine göre Türkler gelirlerse akıntı yönünde gelirler ve onlar da hemen Türkleri yakalarmış. Türkler kurnaz tabii, akıntının ters yönünden gelip bunların mallarını çalıp kadınlarına el koyarlarmış. Bu baskınları tahmin edemeyen nöbetçiler mamma li turchi diye bağırırlarmış. Onlar savunmaya geçene kadaaar Türkler çoktan yapacaklarını yaparlarmış. Barbar Türkler demelerinin sebepleri de bu sanırım. 

Bir başka hikaye de 22.09.2009 tarihli Bugün Gazetesinden alınma. Rivayet olunur ki, Fatih’in ünlü komutanı Gedik Ahmet Paşa’nın 1480 yılında İtalya’nın Otranto şehrini fethetmesi üzerine bölgede bir Türk korkusu oluşur ve daha sonra bu korku dalga dalga tüm Avrupa’ya yayılır. O tarihten itibaren, anneler çocuklarını “Türkler geliyor!” diye korkutmaya başlar ve her endişe ve korku karşısında da çocuklar,”Mamma mia Li Turchi!” (Anneciğim; Türkler!” )demeye başlarlar.

İnternetten baktım, Lecce’de bu isimle bir pizzacı var. Türkiye’de Tshirt markası var ve 1973 yılında İtalyan yapımı bir film var. 

Siamo tutti anziani – Hepimiz yaşlıyız, hepimiz dinazoruz !!!

Nisan 2006 – Bellagio Como Gölü

Eveeet, hazırlık olmanız gereken başka bir unsur. Büyük şehirlerde çok hissedilmese de küçük şehirlerde bir garip oluyorsunuz. Aslında İtalya’nın çok büyük bir problemi, yaşlılık. Ancak yaşlı diyince aklınıza 70-75 yaşındakiler gelmesin çünkü bizdeki 50.yaş burada 75. yaşa denk düşüyor. Çok ciddiyim. Yaş 75 yolun yarısı yani 🙂 Nüfus çok yaşlı, 90-95 yaşlarında ölüyorlar ve genç italyan kadınları doğurmadıklarından nüfus giderek yaşlanıyor. Tabii italyanlar çoğalmayınca başka memleketin insanları buraya gelip çoğalıyor ve nüfus karışıyor. Sevgili başbakanımızın bangır bangır 3 çocuk yapın demesinin sebebi bu aslında, Türkiye’nin nüfusu şu anda genç ama o da ilerde yaşlanmaya başlayacak. İlk başlarda bana şirin geliyordu, aay dedeye bak, bisiklete binen nine ne şiriiin falan, hep böyleydim ama şimdi böğh geldi. Etrafta sadece yaşlı var ve kendimi kocaman bir huzur evinde yaşıyor gibi hissediyorum. Yaşadığım şehir Biella’daki çoğu sosyal aktivite de onlara göre ayarlı tabii. Mesela salı-perşembe yaşlılar için dans okulu var. 65 yaş üstü güvenli sürüş kursu, sonra şehrin göbeğinde bingo kulübü var. Parklar bahçeler hep yaşlı ninelerle dolu. Bir de bu ninelerde dedelerde kolestrol, şeker falan da yok, habire dondurma, pizza, salam, sucuk … vs yiyiyorlar. Anam bizim yaşlılar 500 çeşit ilaç kullanırlar, yaşam boyu perhizdeler, yine de hep hastalar hep hastalar. İtalyanlar kanserden falan değil, bildiğiniz yaşlılıktan ölüyorlar. Outliners diye bir kitabın girişinde İtalya’nın Foggia kentinden Amerikaya göçen italyanlar konu edilmiş. Adamların kalp hastalığına yakalanma yüzdeleri çok düşükmüş. Uzatmayayım, orada diyor ki İtalyanların böyle uzun uzun sağlıklı yaşamalarının sırrı sosyal çevreleriymiş. Büyük aileler, 3 nesil bir arada yaşaması falan. Gerçekten burada aile inanılmaz önemli. Anneanne, anne, torun hep birlikteler. Hafta sonu mutlaka beraber yemek yeniyor, hep birlikteler kısacası. Benim gittiğim havuza nineler kucaklarında torunları ile geliyorlar, aslında gerçekten çok tatlı bir durum. Ben anneannemle tarlaya gidince çok mutlu oluyorum, onun da mutlu olduğunu biliyorum. Evet, bu gerçek mutluluk, insanın ömrünü uzatır amaaaa etrafta genç insanlar olması da ayrı enerji veriyor insana. Ben büyük şehirde yaşayıp arada bir vaktimi köyde kasabada geçirmek isterim. 75 yaşımdan sonra hep köyde yaşayabilirim ama bu yaşlarda kesinlikle büyük şehir diyorum!!! Mızmızlanan, bana katılmayan varsa lütfen köylere göç etsin ki şehirler şehri sevenlere kalsın 🙂

Geri dönüşümün önemi – 5 tane çöp tenekem var

Aslında 6 tane olması lazım ancak benim yaşadığım binada yemek artıklarını atacağımız çöp tenekesi bulunmadığından onları da normal çöpe atıyorum. Evet, yanlış yazmadım, tam 6 çöp tenekesi gerekli. Plastik, metal, cam, kağıt, yemek artıkları ve genel çöp için tam 6 tane gerekli. Pilleri saymıyorum, onları küçük bir torbada biriktirebilirsiniz. Tek kişi olduğumdan çok fazla çöpüm de çıkmıyor ama bazen yorucu oluyor. Karpuzu yedin, kabuğunu ayrı çöpe, yoğurt yedin plastik kap ayrı çöpe … İtiraf ediyorum, üşenip plastik poşetleri normal çöpe attığım oluyor. O kadar çöp vergisi veriyoruz, birazını da onlar ayırsın canım 🙂 Şaka bir yana bu geri dönüşüm hassasiyetine bayılıyorum. Dediğim gibi tek başıma olduğumdan ne evde ne de ofiste çok çöp çıkmıyor ama en azından plastik su şişelerini küçültüp plastik dönüşümüne atıyorum. Kahve kremasının minicik plastik kaplarını bile üşenmeyip dönüşüme atıyorum . Belediyeye adres kaydımı yaptırmaya gittiğimde önüme koydukları ilk evrak çöp toplama sistemine kaydım oldu. Tabii anlarsınız çöp vergisine kaydımı yaptırmış oldum 🙂 Daha hiç fatura gelmedi, bakalım ne kadar gelecek. Şirket olarak 4 ayda bir 400 € ödüyoruz. Umarım benden daha az alırlar. Binanızdaki kiremit rengi çöp kutuları genel atık için, plastik, metalleri ayrı ayrı torbalara koyup o kutuların yanına bırakıyorsunuz, onları ayrı topluyorlar. Yeşil çöp kutusu yemek artıkları için. Kağıtlar yine binanızdaki sarı kutulara konuyor. Camlar Türkiye’de olduğu gibi sokaklarda bulunan yeşil kutulara atılıyor. Piller onların yanındaki küçük kutulara atılacak. Bir de marketlerin geri dönüşümü var. Bazı büyük marketlerde sebze ve meyveler plastik tabaklarda satılıyor. O plastik tabakları markete bir daha ki gelişinizde getirip reyondaki geri dönüşüm kutularına atın. Onları temizleyip yeniden kullanıyorlar. Ben bu uygulamayı Esselunga’da gördüm, kesin başka süper marketlerde de vardır. 
İtalya’da henüz Napoli şehrinin daha güneyine inmediğimden bilmiyorum ve merak ediyorum, acaba oralarda da kuzeydeki gibi geri dönüşüm hassasiyeti var mı? Bazen haberlerde görüyorum, Napoli çöp şehrine dönüşüyor ama allahtan 2007’deki felaket gibi olmadan çözüm bulunuyor. Siz siz olun, dünyanın neresinde olursanız geri dönüşüme çok önem verin ve sakın üşenmeyin!

La Piscina Communale – Halka Açık Havuz

Burada bisiklet dışında bir o kadar sevdiğim olay ise havuz. Yaşadığınız yer küçücük olsa bile mutlaka orada bir olimpik havuz vardır. İtalya tam bir havuz cenneti ve Türkiye’deki gibi pahalı da değil. Büyük şehirlerde masraf daha çok olduğundan belki fiyatlar İstanbul ile aynıdır ama bir o kadar da havuz seçeneği oluyor. Yüzme bence en yararlı spor, zaten havuzdaki yaşlı dedelerden, ninelerden bunu anlayabiliyorsunuz. 9 aydır ne zaman havuza gitsem aynı grup orada. Yaşlı olduklarına bakmayın, gayet iyi yüzüyorlar. Onların ayrı su jimnastiği dersleri var. Bence öyle zinde olmalarının sebebi yüzmek, kesinlikle tavsiye ederim. Hem beyne hem vücuda yararlı yüzmek. Bunun yanında keşke Türkiye’de de yaygın olsa dediğim zihinsel ve fiziksel özürlülerin yüzme dersleri. Neredeyse her gün onlara 2-3 kulvar ayırıyorlar. Havuza geldiğim ilk günlerde hatırlıyorum, nedir bu gürültü falan diye rahatsız olmuştum. Sonra gördüm ki down sendromluların yüzme dersi varmış. Tabii kendimden çok utandım. Hepsi ile ayrı ayrı ilgileniyorlar. Özürlülerin hepsini havuza getiren özel servisler var ve bedava. Böylece hem anne babaları nasıl götüreceğiz diye düşünmüyorlar, hem de onlar havuzdayken biraz nefes alabiliyorlar. Allah yardımcıları olsun. Bir de eğer çok yaşlıysanız da bedava servis var. Yeter ki yüzmek isteyin 🙂  Bir gün inşallah Türkiye’nin özürlüleri de bu şartlara kavuşurlar. Biella’da sadece bir tane havuz var. Ben kışın sabahları yüzüyorum. Böylece işe mutlu mesut gidiyorum.  Havuzun yazın saat 10.00’da açılmasına çok bozuluyorum ama sanırım hem açık hem de kapalı havuzun açmak zor oluyor. Sabah yüzmek için 3 EUR ödüyorsunuz, saat 14.00’den sonra 6 EUR. Yaşlılar her zaman 3 EUR ödüyorlar. Kısacası geldiğinizde hemen size yakın bir havuz bulun ve yüzmeye başlayın!!! 

Bisikletimi Çok Seviyorum

bmx bisiklet

Küçükken Çınarcık’da yazları ne çok bisiklete binerdik. Tam hatırlamıyorum ama o zamanlar Canan’ın da benim de kırmızı pinokyo marka bisikletimiz vardı veya bir pinokyo bir de beyaz büyük bir bisiklet vardı. Net hatırladığım ise BMX marka bisikleri çok havalı bulduğumdur. Vakıf diye bizim mahallenin en yakışıklı çocuğu vardı, onun BMX marka bisikleti vardı. Vakıf’dan dolayı mı bisikleti beğenirdim yoksa gerçekten bisikleti mi havalı bulurdum hiç hatırlamıyorum. Kısaca bisiklet yaz aylarındaki ulaşım aracımızdı. Okullar açılıp İstanbul’a dönünce bindiğimi pek hatırlamıyorum. İstanbul’da da bisiklet vardı ama zavallım balkonda çürüdü gitti  🙂 

İstanbul trafiğinde bisiklete binmek yürek ister. Sürücüler son derece saygısızca, babalarının tarlalarındaymış gibi araba kullandıklarından ben bisikletle trafiğe çıkmaya cesaret edemem. Bir ara sahilde biniyordum ama sahile iniş yolunda, içinde maganda dolu bir araba direksiyonu bilerek üstüme kırdığından çok korktum ve İstanbul bisiklet hayatım orada son buldu. Daha sonraları yazlığa da gitmediğimden bisiklet hayatım hepten son buldu. Taa ki İtalya maceram başlayana kadar …

Şirketim beni şehri tanıyayım diye taşınmadan önce 3 günlüğüne Biella’ya yolladı. Etrafı incelerken yaşlı yaşlı nineler (hayal etmenize yardımcı olayım, Altın Kızlar dizisinde Dorothy’nin annesi Sophie vardı, işte aynı onun gibiler) bisikletle gezmesi dikkatimi çekmişti. Nineler şıkır şıkır giyinmişler, altlarında bisiklet, çantalarını sepete koymuşlar, gezmeye gidiyorlar. Kış aylarında da soğuk falan aldırmadan binmeye devam ediyorlar. Bu yaştaki nineler Türkiye’de sadece ibadet ederler ve sürekli ölümden falan filan bahsederler. Onun dışında da evde oturup TV seyredeler. Kaldı ki bisiklete binip gezmeye gidecekler. Yaşlı dediğime bakmayın, beni gömerler vallaha 🙂 O zaman anladım ki bir bisiklet almak şart, sağlıklı olmanın ilk kurallarından biri sürekli hareket halinde olmak! Dediğim gibi, İstanbul’da bu kolay değil ama en azından gideceğiniz yere taksiyle değil yürüyerek gidebilirsiniz. Haydi, üşengeç olmayalııım, hareket hareket !!!

Oturduğum binanın avlusuna bisikleti bırakmamın yasak olduğunu öğrendiğimde çok bozuldum ama yasaklar delinmek içindir :)ilk aylarda zaten kullanmadım, kış kıyamet, hiç binmedim. Bahar gelince önce öğlen tatillerin, daha sonra akşamları derken bisikleti genellikle avluya bırakmaya başladım. Yasağın sahibi amca ile karşılıklı selamlaşıyoruz, daha bir şey demedi, umarım da demez 🙂 Keşke katlanan bir bisiklet alsaymışım, onu rahatlıkla eve çıkartırdım ve hepimiz mutlu mutlu yaşardık. Decathlon’da bir tane katlanan bisiklet buldum, çok şık bir şey ama kullanışlı mı bilmem. Yanda fotoğrafını koydum, bir gün alırsam onun da yorumlarını kesin yazarım. 

Berlusconi Bisiklete Binerken - BikeMi
Büyük şehre, mesela Milano’ya gelecekseniz bisiklet almanıza gerek bile yok. BikeMi diye bisiklet kiralama yoluyla gideceğiniz yere rahat rahat gidebilirsiniz. Özellikle şehri keşfetmek istiyorsanız süper olur derim 🙂 İtalya’da bisiklete binmek çok yaygın, sürücüler her yerde bisikletlilere çok saygılılar. Yine de dikkatli olun ama ulaşım aracı olarak kesinlikle tavsiye edilir.